Menu
Blog
Find A Source
Latest News
Link Dump
Search
Subscribe
Top Ten
Links
Data Safe
Data Storage
Eurosafe
Home Security
Sections
Hotel Room Security
Türkçe
data management
data recovery
data systems
database security
internet security
security policy
Option:
Admin Login
Türkçe
Tasarım Bahçesi
886 Adet Kalp Kutu ve Oval Şekilli Pattern
Diploma Regular
Tree Borders
Urban Brushes
Merhaba dünya!
Tasarım Bahçemiz Açıldı | Hoşgeldiniz !
|
|
More...
Tasarım Plus
DÜNYANIN İLK SUALTI OTELİ
DESİGN-LESS TASARIM ŞİRKETİ’NİN KURUCUSU ŞEFİK ABAS İLE RÖPORTAJ
Adobe Tasarım Başarı Ödülleri’ne Başvurular Başladı
Guggenheim Hermitage Müzesi “Zaha Hadid”
Mobilya Tasarımında Derin Design Farkı
NEW YORK RESİDENCE PROJESİ
|
|
More...
YaNSıMa ve YaNıLSaMa
Uygulamalı Mutluluk Semineri
Not:Yerimiz sınırlıdır, lütfen randevu alınız.
Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Bana gülümseyerek
“o kadar çok kursa gidiyorum ki, sanırım hep kursiyer kalacağım”
dediğinde, gülümsedim bende ister istemez. Uygulama bambaşka birşey, hangimiz öğrendiğimiz bilgileri tam uyguluyoruz ki? Kim sonrasında takip ediyor doğru uygulandığını? Hangimiz kendi mutluluğunun uygulamalı tarifini verebilir peki? Bunu da geçtim, uygulamaya öğretecek olana, peki sen gerçekten Mutlu musun diye sormak gerekmez mi ?
Adım adım stres ile başa çıkamıyorum ben... 40 madde de sağlıklı yaşayamıyorum. Bunları gördükçe için için ” yapmayın, etmeyin” diyorum...Yapmayın gerçekten!
Bence metodlara bölünmüş hiçbirşey tam doğru değildir. İlaçlar bile insanlarda farklı tepkimeler gösterir. Sizin başınızın ağrısını kesen ilaç, beni kesmeyebilir.
Günlerdir bir türlü ulaşamıyorum kendime... Okuduğum kitap boynu bükük duruyor gündüzleri... Gece okurken, “
dur ben bu uygulamayı sabah gün başlamadan bağıra bağıra söyleyeyim”
diyorum. Gündüz oluyor, unutuyorum. Bir sonraki gece,
“ben yarın en iyisi dürüstlük defteri yapayım, içimdekileri oraya yazıyım, sonrada onları pozitifleriyle değiştireyim”
diyorum. O defter bir türlü alınmıyor.
“Ben en iyisi yarın bir saat doğada yürüyeyim”
diyorum. Yürürken koştuğumu hissediyorum. Duruyorum, düşüncelerim koşuyor bu sefer bankta oturmuş sadece karşımdaki ağaca bakarken ben. Televizyon başka, gazeteler başka bunaltıyor içimi... Mutlu haberler duymak istiyorum!
“Seni çok seviyorum “
yazıyor bir kağıda Ağrı’da yaşayan 12 yaşındaki Meryem, öğretmeni bu notu görüyor. Bir kaç gün sonra babasının kalaşnikofu ile öldürüyor kendini... Ben çok ağlıyorum.
Hepimiz kendi içimizde nelerin döndüğünü biliyoruz. Hangi korkuların olduğunu, hangi hayal kırıklıklarının yaşandığını, nelerin bizi mutsuzlaştırdığını... Konuşuyoruz. Konuşurken, gözlerimiz dolarak güldüğümüz oluyor. Konuşma sonunda yine şükürler olsun diyoruz, sağlığa, dostluğumuza duacı oluyoruz. Ama birbirimize hiçbir method önermiyoruz. Tek gerçek olan şeyi yapıyoruz, yan yana duruyoruz. Birbirimizi sevgiyle "anlamayı" seçiyoruz. Ünlü psikiyatrist Irwin Yalom hastalarıyla ilk görüşmesinde sık sık onları anladığını, yaşadığı süreçlerin normal ve sağlıklı olduğunu söylermiş. Tüm yaşanan da bir süreç... Sağlıklı bir süreç.. Yaşanması gereken neyi ötelersek, karşımıza büyüyerek çıkıyor, büyüdükçe bunu çok daha iyi anlıyoruz..
Hangi büyüme acısız olur. Hangi büyüme 40 adımda özetlenebilir...
Veya hangi “uygulama” bir çocuğun büyüme sürecini hızlandırır, düşmeden, dizini yaralamadan..
Bırakırsınız
düşsün ki, öğrensin.
Ne düşmenin "uygulaması" öğretilir, ne de büyümenin...
Bir de
sevmek
öğretilmez işte..
O öylesine doğaldır ki, ancak yaşandığı zaman tanımlanır.
En son ne zaman içinizde kelebekler uçuştu da, minik bir kağıda
“Seni çok seviyorum”
yazdınız, gizlice verdiniz sevdiğinize... Benim uzun yıllar olmuştur böylesine gizlisini yapmayalı...
Ama şimdi, minik kağıtlara
“seni çok seviyorum”
yazacağım. Onun korkarak yazdığı o nottaki "sevgiyi "
anlıyor
" ve
destekliyor
olacağım böylece...
.
Kocamın cebine gizlice koyacağım birini, birini arkadaşımın cüzdanının içine o görmeden iliştireceğim, diğerinin diğer arkadaşımın posta kutusuna zarfsız atacağım, sonra babamın gömleğinin cebine, annemin makyaj çekmecesine, ...... Söylemek yerine küçük notlar yazacağım bu sefer.
Siz de yazın, sevdiklerinize iliştirin notunuzu gizlice..
Hatta onlarda bence devam etsinler bu zincire..
12 yaşındaki Meryem’in utancından kendine kıydığı o not da
ulaşır belki böylece gerçek sahibine...
...
..
.
Mutluluğu bulmak için sevgiye ve sevdiklerinize yakın olun.
Tek formül budur.
.
-
Buraya kadar okuyup, bitirmiş olduğunuz “Uygulamalı” seminerimizin
katılım sertifikasına, sizin adınıza minicik bir not iliştirilmiştir.
>
DönüşmeK
Bir gün geliyor, bir hastalık haberi alıyorum. Diğer gün, çocuk isteyen bir arkadaşımın yıllar sonraki mutlu haberine çığlık atarak seviniyorum.
Herşey ne kadar hızlı... Hiçbirşey eskisi gibi değil diyor yaş'lanan tarafım... Henüz algımızın bile seçemediği görüntüler arasında hızla ilerliyor tren...
Gün dönüşüyor ama bulutlar şuursuz... Yağsak mı, gürlesek mi, güneşe izin mi verseler emin olamıyorlar. Her gün uyanır uyanmaz ayağıma yere basmadan yatakta doğrulup, pencereden dışarıya bakıyorum, kar yağdı mı diye...
Yağmıyor.
Bulutlar gibi kararsız buluyorum kendimi... Onlarla eş düşürdüğüm için belki de gündelik hikayemi... Sonra gün içinde bir bakıyorum güneş doğuyor, bir bahar sevinci kaplıyor içimi... Bir süre kanıyorum. Sonra bir anda üşümeye başlayıp, yalancı güneşe söyleniyorum! Bu sana kaçıncı aldanışım diyor, bir şal alıyorum üstüme... İçimden geçen bahar mutluluklarını da örtüyorum böylece... Gökyüzü üstünde gözüm... Bulutlarla beraber kabarıyor içim bazen... Bazen bir rüzgar esiyor, içimden geçiyor sanki...
Aklımdan
“Direnme, müdahale etme, izin ver”...
geçiyor..
.
Diren
(e)
miyorum, rüzgara karşı ağaç gibi sallanıyorum... Bir o yandan bir bu yandan eğiliyor kolum kanadım... Rüzgar durduğunda, köklerime duacı oluyorum, ayaktayım.
.
Müdahale ed
(e)
miyorum. Suyun akışını değiştirecek düşüncelerimi, bir aralar çok direndiğim sularda kaybetmişim. Beraber akıyoruz .Bazen boğuluyorum, su yutuyorum ama sonra aldığım nefese duacı oluyorum, suyun üstündeyim.
.
İzin veriyorum.
“Hadi tamam! Pes ettim “
diyorum. Kollarımı kaldırıyorum, tüm silahlarımı bırakıyorum. Fakat kimse saldırmıyor. Kollarım yukarıda öylece durmuş buluyorum kendimi, ama yine de iki ayağımın üstündeyim, dengedeyim, şükrediyorum.
Herşey fazla fazla geliyor... Kütüphanenin raflarını düzenliyorum. İçimde karalanmış ama dursun diye saklanmış notları atıyorum. Mektuplarla ve sahipleriyle vedalaşıyorum. Torbalarla atıyorum hepsini. Benden alıp, evrenin çöplüğüne atıyor çöpçüler... Orada diğer çöplerle karışıyor, sonra ayrışıyor, umarım sonra da yok oluyorlardır diyorum içimden... Bana fazlalık gelenin, evrende çöp olarak kalması birşey değiştirmiyor çünkü...
Bir dergi de
“Organlarınızın temizlenmesi için su içmeyi unutmayın”
yazıyor. Zaten böbreklerim ağrıyor, yoksa pankreas mı var orada bilmiyorum. Daha sık su içiyim diyorum, onlar da temizlensin. O sırada son günlerin popüler sağlık doktoru reklamlara çıkıyor,
“Su ile yıkamak yetmez”
diyor çocuğuna elma yıkayan bir anneye...(?) Doktora sormak istiyorum
“ Anneniz siz elmaları yemeden ilaclı suya mı basıyordu?”
diye... Kandırıldığımızı hissediyorum. Kızıyorum. Kızdığımla kalıyorum.
Bazen olduğumuz hale yabancı, bazen durduğumuz yerde yanlış, bazen fazla, bazen eksik, dönüşüyoruz. Saatlerin tik-takları yavaş kalıyor hayatın hızına... Düşüncemizin gücü bazen... Bazen iki nefes arasında değişiyor herşey... Dün inandığımız bugün yanlış oluyor...
Hızla yaşıyoruz..
Sadece bir şey hep var oluyor.
Umut
..
İyiye, güzele, doğruya, adil olana ve gerçek sevgiye....dair umutlar besliyoruz içimizde...
Boğuluyoruz sansakta, dirençlerimize yenik düşsekte, azalsak, ağlasakta hep umudumuz var..
O umut hiç bir aynada karşına çıkmıyor. Hiçbir denizde yakalanmıyor.
İnsanın yüreğinde duruyor.
.
Yılbaşından sonra hastanede ziyaretine gittiğimizde, “iyi olacaksınız” diyip, elini tuttum. Gözleriyle teşekkür etti. Söylenenden iyi görünüyordu. Kalbimden inanmıştım iyi olacağına... O gün hasta yattığı penceresinden gökkuşağı görünüyordu diye belki de...
Perdeyi açıp, gökkuşağına baktık.
Son konuşmamız bu oldu. Onun gördüğü son gökkuşağı da o...
.
.
Yarın kar yağar mı dersiniz?
Neden olmasın.
Benim umudum var... -
Red Hot Chili Peppers /
Snow
Get this widget
Track details
eSnips Social DNA
Biterken...
Seni sevemedim 2009...
Bana verdiklerin ile aldıklarını düşünüyorum, kırgınım...
Kandırdın beni... Kandım belki de...
Yoluma iyilikler koydun önce, yılın ikinci yarısında "onlardan daha iyi bunlar" diye yeni seçenekler sundun... ve Ben daha iyiyi seçtim. Dietiydi belki de yaşadıklarımın... İyi ve güzeli haketmiştim kendimce...
Güzel insanlar tanıdım. Güzel dostlarım olduğunun farkına vardım bu yıl..Kayıplar verdik, biraz eksildik ama fazlasıyla kenetlendik... Her şerefe kadehinde isimlerini andık, asla gitmediler hep bizdeydiler...
Biraz daha büyüdüm sonra bu yıl... Artık git-get aklım yerine, otur ve düşün aklımı kullanmayı öğrendim.
Hayatın risklerinin, bazen yaşadığın huzuru bozmak için alınmayacağını gördüm...
En çok ta kendimi tanıdım bu yıl... Nerelerde kırıldım, nerelerde zayıftım. Aslında ne değerliydi ve gerçekte ben neye sahiptim...
Kendimi kendi içimde değerlendirdim. Başkalarının kötülükleriyle daha iyi, başkalarının iyilikleriyle yarıştırmamayı öğrendim..
Sıradan olmanın, korkutucu olmadığını... Farkımın olmadığını, en çok ta konuşan egonun ne demek olduğunu farkettim...
Çok çalıştım, çok didindim... Aslında bende olanı hatırlamak için çalıştım, çalışkandım, sadece kendimi kendime ıspatladım.
Başarı peşinde koşmadım bu yıl. Başarı kimin gözüyle ve değerlendirmesiyle doğru olabilirdi ki.. İşini yaparken için rahat ve huzurluysan o bir başarıydı, öğrendim...
Ailemi çok sevdim bu yıl yine... Hep yanımdaydılar.. Hep sevgileriyle kuşattılar.. Sağ olsunlar..
Defne geldi sonra bu yıl... Minik yiğenim... Babasının yolladığı fotoğraflara bakıp, onu çok özledim. Onu özlemeyi bile çok sevdim...
Bazen küstüm. Küsebildim ilişkiyi sürdürürken içime atmak yerine... Çok sevdiğim için küstüğümü farkedip, geri döndüm...
Güzel dostlarım varmış sonra... Yılları devirdiklerim, anlara değer katan, telefonun ucunda bazen, bazen de beni yürekten dinleyerek yüreğime dokunan... N'olur bu yıl da hep olsunlar...
Blogum var hala sonra... Bazen açtığımda, beni izleyenlerin sayısını görüp, yazamiyorum diye utandığım... Ama herşeye rağmen kelimelerle kurulan güzel dostluklara şükrettiğim...
Kalanlara -gidenlere binlerce teşekkür ederim.
ve yılın sonu geldi işte...
Tüm bu ve daha yazılmayan bir sürü detay ile sonlandı bir yıl daha..
2009'un son günleri beni yordu. Sordurdu. Durdurdu.
ve bu gün bu yıla veda ediyorum...
2010 'un dürüst ve erdemli olmasını istiyorum. Dokunarak uyarsın, sarsmasın... Suprizleri de gelecekse, gerisinde hayatlarımızdan başka şeyleri alacak diye korkutmasın.
Bugün bir arkadaşım, bu yazıyı yazmama neden olan bir söz söyledi.
En iyi intikam, iyi bir yaşamdır...
O an'da bunu gelen yeni yıl ve açtığım bembeyaz sayfalar için kurguladı içim..
İntikam için elini kana bulamaya, söylenmeye, kötü kalpli olmaya gerek yoktur.
en iyi intikam,
iyi bir yaşamdır.
Aynen bende öyle yapacağım...
2010'u çok güzel yaşayacağim..
Mutlu bir yıl olsun dilerim.
Biterken...
Seni sevemedim 2009...
Bana verdiklerin ile aldıklarını düşünüyorum, kırgınım...
Kandırdın beni... Kandım belki de...
Yoluma iyilikler koydun önce, yılın ikinci yarısında "onlardan daha iyi bunlar" diye yeni seçenekler sundun... ve Ben daha iyiyi seçtim. Dietiydi belki de yaşadıklarımın... İyi ve güzeli haketmiştim kendimce...
Güzel insanlar tanıdım. Güzel dostlarım olduğunun farkına vardım bu yıl..Kayıplar verdik, biraz eksildik ama fazlasıyla kenetlendik... Her şerefe kadehinde isimlerini andık, asla gitmediler hep bizdeydiler...
Biraz daha büyüdüm sonra bu yıl... Artık git-get aklım yerine, otur ve düşün aklımı kullanmayı öğrendim.
Hayatın risklerinin, bazen yaşadığın huzuru bozmak için alınmayacağını gördüm...
En çok ta kendimi tanıdım bu yıl... Nerelerde kırıldım, nerelerde zayıftım. Aslında ne değerliydi ve gerçekte ben neye sahiptim...
Kendimi kendi içimde değerlendirdim. Başkalarının kötülükleriyle daha iyi, başkalarının iyilikleriyle yarıştırmamayı öğrendim..
Sıradan olmanın, korkutucu olmadığını... Farkımın olmadığını, en çok ta konuşan egonun ne demek olduğunu farkettim...
Çok çalıştım, çok didindim... Aslında bende olanı hatırlamak için çalıştım, çalışkandım, sadece kendimi kendime bunu ıspatladım.
Başarı peşinde koşmadım bu yıl. Başarı kimin gözüyle ve değerlendirmesiyle doğru olabilirdi ki.. İşini yaparken için rahat ve huzurluysan o bir başarıydı, öğrendim...
Ailemi çok sevdim bu yıl yine... Hep yanımdaydılar.. Hep sevgileriyle kuşattılar.. Sağ olsunlar..
Defne geldi sonra bu yıl... Minik yiğenim... Babasının yolladığı fotoğraflara bakıp, onu çok özledim. Onu özlemeyi bile çok sevdim...
Bazen küstüm. Küsebildim ilişkiyi sürdürürken içime atmak yerine... Çok sevdiğim için küstüğümü farkedip, geri döndüm...
Güzel dostlarım varmış sonra... Yılları devirdiklerim, anlara değer katan, telefonun ucunda bazen, bazen de beni yürekten dinleyerek yüreğime dokunan... N'olur bu yıl da hep olsunlar...
Blogum var hala sonra... Bazen açtığımda, beni izleyenlerin sayısını görüp, yazamiyorum diye utandığım... Ama herşeye rağmen kelimelerle kurulan güzel dostluklara şükrettiğim...
Kalanlara -gidenlere binlerce teşekkür ederim.
ve yılın sonu geldi işte...
Tüm bu ve daha yazılmayan bir sürü detay ile sonlandı bir yıl daha..
2009'un son günleri beni yordu. Sordurdu. Durdurdu.
ve bu gün bu yıla veda ediyorum...
2010 'un dürüst ve erdemli olmasını istiyorum. Dokunarak uyarsın, sarsmasın... Suprizleri de gelecekse, gerisinde hayatlarımızdan başka şeyleri alacak diye korkutmasın.
Bugün bir arkadaşım duymam gereken bir söz söyledi.
En iyi intikam, iyi bir yaşamdır...
O an'da bunu gelen yeni yıl, bembeyaz sayfalar için kurguladı içim..
İntikam için elini kana bulamaya, söylenmeye, kötü kalpli olmaya gerek yoktur.
en iyi intikam, iyi bir yaşamdır.
Aynen bende öyle yapacağım...
2010'u çok güzel yaşayacağim..
Mutlu bir yıl olsun dilerim.
Sadece Seversiniz...
Çocukluğumdan beri oyun gibi yön hesabı yapıyorum...
İngiltere'de yaşadığım odanın yatağı nereye düşüyor mesala...
Harika tatiller geçirdiğim Kaş, şu an bulunduğum noktadan ne tarafta?
Ve şimdi sol tarafa dönüp, pencereden baktığımda aramızdaki kilometrelere rağmen karşımda oturuyorsun... Ben seni çalıştığın masada görebiliyordum o anda...
Kendimi alıcı gibi kullanıyorum. Bulunduğun yer neredeyse, o tarafa dönünce alıcılarım açılıyor... Sevgiyle ve mutlulukla doluyorum bir anda... Biliyorum ya o taraftasın!.. Biliyordum oradasın...
Biliyordum, yeterdi...
Bazen elinizi tutmuş, yanağınızı öpmüş birini hatırlamazsınız, ama bir sözüyle kalbinizde kapılar açan birini unutmak kolay olmaz. O kapı her açıldığında onu hatırlatır... Beraber sözcüklerle kat ettiğiniz yol, kendinize doğrudur ve en önemlisi herşeyden çok Gerçektir...
Beden alıcı gibi... O konuşmadan bilirsiniz ne diyeceğini, bakmasanız bile bilirsiniz gülümsediğini, kalpten kalbe sızar sevgi... Kimse konuşmaz, kimse bilmez ama siz bilirsiniz... Ve aslında o bilinmeze rağmen çok tanıdıktır hissettikleriniz ve hayatlarınıza dokunursunuz....
Birbirinizi iyi tanır olmanız için içki masasina oturmanız, kötü gününüzde yardımınıza koşmuş olması, iki tekerlek üzerinde yolculuğa çıkmanız gerekmez. Yol çoktan alınmıştır.... Kilometrelerle değil, kalbinize ulaşan kelimelerin arasındaki saniyelerle hesaplanabilir vardığınız mesafe...
Başka bir dünyadan, başka bir hayattan bilirsiniz birbirinizi... Şimdiki hayatınızda karşılaşmışsınızdır, Tanrı'nın size hediyesidir sanki...
"Elektrik tellerindeki asılı duran kırmızı topları farkettin mi?" diye sormuştum... O topun çocuklar oynarken ipe takıldığına dair bir hikaye anlatmıştı... Hep gülümsüyorum hatırladıkça...
Görüşürüz diye vedalaştığımızda, biliyordum artık görüşemeyeceğimizi... Bazen söylemeye gerek olmaz böyle şeyleri... Bilirsiniz... Bildim bende... Görüşeceğiz, ama "nerde ve ne zaman" olduğunu bilmiyorum dedi içim sessizce... Kızmadım. Kızamazdım... Mutluluk diledim sadece...
Seçemezsiniz seveceğiniz insanları, sadece seversiniz... Kalsa da, gitse de...
Son yıllarda çok sevmekten korkuyorum... İçimdeki pusulada boş kalıyor kalbimde düştükleri yön... Ya da kapıları açan sözler, sahiplerini özlüyor bazen... Sanırım özlemekle baş edemiyorum ben...
Yönümü sana doğru çevirdim şimdi, bir boşluğa sesleniyorum sadece...
Duymadığını bilsemde, yerini sana saklı tutuyorum
boşlukları sözlerimle dolduruyorum.....
ve sadece özlüyorum...
.
Tik tak Tik tak... 2010
Büyüdüğümü yaşlarımla anladığımda, zamanın hain bir şey olduğunu öğrenmiştim. Büyümek bir zaman sürerdi. O zamanda büyürdün büyüdüğünü öğrendiklerinle..
Emeklemek yürümek içindi..
Uyku büyümek için...
Çocukça oyunlar, gerçeğe hazırlıktı büyüyenler dünyasında...Ve her çocuk gibi büyüklerin algılarıyla anlaşılmaya çalışılırdı oyunlar... Saklanan bedenimdi, bulunmak isteyen ise yüreğim... Saklanırdım ama beni bulsunlar isterdim içimde tuttuğum afacan kahkahalarımla...
Oyuncak bebekler ayakta sallanarak uyumazlardı, ama bunu büyüyünce farkettim... Onlar uyku bilmezlerdi, çocukluğumuzu güzel geçirelim diye hep gözleri açık olurdu çünkü...
Büyümek, dünyaya ayak uydurmak için... Büyümek, büyüyen yaşıtlarınla bir olabilmek için.. Büyümek büyüyen dünyada büyük adamlar olmak için... Ve büyümek çocukça, saf algılayışından her şeyi daha etraflıca anlayabilmek adına...
.
Zamanlarla eşitti büyümek...
Yaşlarımla doğru orantılı...
Babam ilk saatimi aldığımda ilkokul bire gidiyordum.. Zaman kavramını anlamayan bir çocuk olarak, analog saati anlamamda hayli zor oldu. Hediyemi haketmem gerekirmişcesine, büyük masanın bir köşesine oturduk beraber... Akrep ve yelkovan harek
et ediyor saat 1 oluyor.. Akrep ve yelkovan hareket ediyor saat 6’yı buçuk geçiyor oluyor.. Sonra 7’e çeyrek kala.. Sekizi beş geçe... Ben kocaman gözlerimi açarak dinliyor, anlamaya çalışıyor ama anlamıyordum.. Sandalye büyüyor ben küçülüyordum.. Neden öğrenmeliydim bunca şeyi, anlamadığımdan belki de.. Belki de akrep akrep gibi değildi. Yelkovan da neyin nesiydi bilmediğimden.. Belki kolumu ısırıp, eti kemik geçiyor demenin daha komik ve eğlenceli olduğunu düşündüğümden...
O ilk saatimi hala saklıyor olsam da, saatleri nasıl öğrendim bilmiyorum.... Hepimiz öğrendik saatleri bir şekilde... Hayatımızda öğrendiğimiz birçok şey gibi, düzene uymak için kurulmuş
“zaman”
kavramınında tam içindeyiz.. Ve şu anda akrep 2 de, yelkovan 20...
...Ve saatler zamanı, takvimler yılları gösterirmiş
.. Saatler birikip 24 edince 1 gün edermiş.. Bunun 12 saatinde güneş olur, 12 saatinde gece... 12 saat 12 kez akrep ediyor.. Ve bir dolu yelkovan... Ve günlerde; bazen otuz, bazen 31 tane
birikirmiş.. Bunlarda ay olurmuş 12 tane.. Hangisi otuz gün, hangisi bir fazla için ellerinizi yumruk yapmak gerekirmiş.. Hopp tepe, hoop çukur... Ocak 31, Şubat hırsız 28, Mart 31.... Öyle biriktirirlermiş günleri.... Sonra, Yaz- kış –sonbahar- ilkbahar varmış bir de.... Halbuki,
okul tatil- kar yağıyor- denize girme zamanı-
aslında bunlarmış mevsimlerin anlamı... Öyleymiş işte büyüyen, düzene girmesi gereken insanlar dünyasında zaman... Ve akrep yelkovan günleri, günler ayları, aylar mevsimleri ve yılları yaparmış... Yıllar geçermiş.. Zaman dönermiş... Biz büyürmüşüz..
Saati öğrenmeye zorlanıp, gözleri kocaman olan o çocuklar şimdi başka şeylere hayret edermiş gözleri kocaman yine... Mutlulukları bir başka, hüzünleri karmaşa....
Günleri biriktiren Aralık artık görevini bitirmeye yakınken, Zaman tam bir yıl olur, 365 gün devrildiğinde yeni bir yıl başlarmış... Yeni günler biriktirmelik.... Ve hep umut ederlermiş, sil baştan başlarcasına... Güz
el şeyler... Sıfır kilometre hayaller... Akrebin yelkovanla ayrı güzellikte buluşacağı, haylaz Şubat’ın çaldığı 2 günün bile önemsiz kalacağı güzel zamanların hayalleriymiş bunlar... Her yeni gibi çocukça, saf ve naif hayaller işte... Çünkü onlar zamana yenik düşmüş büyük çocuklarmış aslında... Zaman hep aynı dönse de o hoş umudu taşıyacaklarmış minik ruhlu büyük çocuklar.. Ve böyle böyle büyüyeceklermiş aslında..
O masada oturup saat kavramıyla ilk tanıştığımda, bir de ismi bile olmayan bir şey varmış akrep ve yelkovan dışında ...
“Bu devamlı hareket edenin ismi ne Baba ? “
Hani ismi olmayan..Tik
tak
Tik
tak
Tik
tak
...
Akrep ve yelkovandan çok, çocukken o ilgisini çekmiş en çok....
“bu dönüyor..Yine hareket etti.. Yine..Tik tak.”
Akrep bu kalın olan...
tik
tak
tik
tik
tak
...
Yelkovan daha ince olan çubuk.... tik
tak
tik
tak
...
Şimdi saat 6... tik
tak
tik
tak
...
Şimdi de 5’çeyrek var...
tik
tak
tik
tak...
Şimdi saat kaç peki sen söyle ....
“Saat?!? Aa Baba bak
tik tak tik tak
..”
Hayatı böldüğü zamanlarla değil, geçirdiği anlarla algılayan her çocuk gibi çok güzel anlar diliyorum hepinize... Hayat gerçekten o anlardaki mutluluklarda saklı... Umut dolu, dilediğiniz herşeyin içinde olduğu.... Uzun ve farkedilmeden gitmemiş güzel anlar diliyorum... Emeklemeyi, yürümeyi ve hatta koşmayı öğrendiğimiz gibi, durmayı ve farkında olmayı da öğreneceğimiz anlar diliyorum...
Bazen bende unutsamda yaşadığım anların kıymetini, hemen o tiktakları duyuyorum içimde... Gün içinde saatlerle yarışsakta, yıllarla yaşımıza bir artı eklesekte, umutla gelecek yeni yılı beklesek te hepsi yaşadığımız güzel anlardan ibaret aslında...
Saatler geçiyor, yıllara göre büyüyorum... Az uyuyorum sonra... Uyku sadece bir çocuğun büyümesi için gerekli... Ben ise az uyuyarak çocukluğumu uzatıyorum yine bu gece ...
Saat mi..?
Saat ;
eti
kemik
geçiyor şu anda....
..
Bu yazı, Genç Gelişim Dergisi Ocak 2008 sayısında yayınlanmıştır.
|
|
More...
MyHeadlines
v4.3.7 by Mike Agar
Change
Last
Cisco Systems, Inc
0.00
(0.00%)
20.61
VASCO Data Security
0.00
(0.00%)
6.16
Security Bank Corporation
add new stock symbol
by Yahoo
CGI Security News
Apple website hit with SQL Injection
New Site Addressing Python Security
A reminder as to why using random salts is a good idea
Why publishing exploit code is *generally* a bad idea if you're paid to protect
A reminder that CSRF affects more than websites
Paper: Feasibility and Real-World Implications of Web BrowserHistory Detection
|
|
More...
cisco data security
Insurer Delivers High-Touch Service to Exclusive Clients
August 27, 2010 For more than 40 years, Executive Planning International Life Insurance (EPILI) has offered innovative strategies to help clients meet their financial responsibilities. The company offers a wide variety of financial services, including life and health insurance, tax strategies, corporate planning, and executive benefits. EPILI has earned a reputation for personalized, ...
Cisco Midyear Security Report Surveys Network Security Landscape
SAN FRANCISCO - July 22, 2010 - Businesses must change their mindset on security to help ensure that their networks and vital corporate information are protected from evolving security threats, according to the Cisco 2010 Midyear Security Report released today. Tectonic shifts the increasing use of social networking, the proliferation of network-connected mobile devices, and virtualization ...
Cisco Works With Leading Vendors to Deliver Validated Secure Borderless Network Systems
SAN FRANCISCO - June 24, 2010 - Building on its Borderless Networks architecture and vision, Cisco today announced that it has partnered with leading vendors to address the evolving security needs of enterprise customers. Working with these partners, Cisco will be able to deliver comprehensive security with validated systems that comprise Cisco's industry-leading platform and third-party ...
Cisco Security Survey Spotlights Consumers' Influence on Enterprise IT
SAN FRANCISCO - June 24, 2010 - Cisco today announced the results of a survey exploring the security implications of social networking and the use of personal devices in the enterprise. One of the most striking findings was that employees are consistently working around information technology security policies to use unsupported devices and applications. Another significant finding: 71 ...
What You Can Do About Cloud Computing Security
June 7, 2010 By James A. Martin Cloud computing offers many compelling benefits to organizations, such as reduced capital and operating costs and as-needed scalability. So why aren't more businesses taking advantage of the on-demand computing resources services collectively known as 'the cloud'? Security concerns are easily the number one inhibitor to deploying the cloud," says Zeus ...
Cloud Computing Security: What Cisco and the Industry are Doing About It
Cloud Computing Security: What Cisco and the Industry are Doing About It June 7, 2010 By James A. Martin Cisco is working with its partners in a variety of ways to help evolve cloud computing security and the cloud market overall. These initiatives include product development, collaboration with technology partners, and the company's collaboration in standards bodies and industry groups. ...
|
|
More...
Spybot-S&D news
Warning! Vipre forces to uninstall Spybot-S&D!
Warning! Vipre forces to uninstall Spybot-S&D!
Announcing our new Bootable CD: Spybot - Search & Destroy Personal Edition
Announcing our new Bootable CD: Spybot - Search & Destroy Personal Edition
Annoucning our new Bootable CD: Spybot - Search & Destroy Personal Edition
Warning - False Positive! McAfee detects parts of Spybot-S&D as Trojan Horse!
|
|
More...
wireless data security
,*,
Best Free Game
,*,
data safes
,*,
datasafe safes
,*,
transfer security
,*,
performing word
,*,
economy
,*,
fireproof gunsafe
,*,
eurosafe
,*,
link directory
,*,
anodizing equipments
,*,
.combination locks
,*,
steel-safe
,*,
decordot
,*,
decoration furniture
,*,
global business resource
,*,
decorator interior
,*,
kanada
,*,
eurosafe
,*,
free antivirus download software
Security of Data is still powerful and you can perform most advanced operations that we will that you need to protect your data that we want to backup .